Bir Devrin Hurafesi: Materyalizm
Eski
Yunan düşünürleri, tüm cisimlerin atom denilen küçük parçacıklardan
meydana geldiğini düşünüyorlardı. Evreni ve tüm canlıları; hiçbir
yönlendirme olmadan, hiçbir bilinçli müdahaleye maruz kalmaksızın, bu
atomların şekillendirdiğini iddia ediyorlardı. Bu inanışa göre, madde
ezeli ve ebedi idi ve maddenin dışında hiçbir varlık söz konusu
değildi. Varlıkların yapı ve davranışlarında doğaüstü olayların
müdahalesi kabul edilemezdi. Her şey, maddenin mutlak varlığı inancına
dayanıyordu. Madde ezeli olduğuna göre, evren de ezeliydi ve bu anlayış
ateizmin temelini oluşturuyordu. Tüm evren ezeli olarak varsa, sapkın
materyalist inanışa göre maddenin ve evrenin yaratılmış olması
imkansızdı.
Materyalizme
göre, evren sonsuzdu ve dolayısıyla evrende bir amaç ve özel yaratılış
da yoktu. Evrendeki tüm denge, ahenk, uyum ve düzen, materyalistlere
göre sadece tesadüflerin eseri idi. Materyalizm her şeyin, şuursuz
atomların rastgele bir araya gelmeleri sonucunda meydana geldiğini ve
dış dünya her ne kadar mükemmel bir komplekslik, denge ve müthiş bir
düzen sergilese de, tüm bunların amaçsız tesadüflerin bir sonucu
olduğunu iddia ediyordu. Materyalist zihniyet, bu akıl dışı önkabule
eski Yunan'dan beri sahipti.
Materyalizm,
"amaç" ve "yaratılmışlık" fikirlerini reddettiği için, bir Yaratıcı'nın
varlığını da reddediyordu. Daha doğru bir deyişle materyalizm, Allah'ın
varlığını reddetmek için ortaya atılmış bir felsefe idi. Yeryüzünde
Allah inancını inkar eden pek çok akım, ideoloji ve fikir sistemi,
materyalizmi kendisine temel edinmişti. Yani dinsizliğin en etkin dini
materyalizm olmuştu.

Stanley Sobottka |
Virginia Üniversitesi'nden fizik profesörü Stanley Sobottka, materyalizm sapkınlığını şöyle tanımlamaktadır:
Eğer
biz buna (materyalist görüşe) inanırsak, buna göre yaşarsak, kendimiz
de dahil tüm yaşantımızın tamamiyle fizik kanunlarına göre
yönetildiğini kabul etmek durumunda kalırız. Bu durumda isteklerimize,
arzularımıza, ümitlerimize, ahlaki düşüncelerimize, hedeflerimize,
amaçlarımıza ve kaderimize hükmeden tek kanun, fizik kanunlarıdır.
Madde ve enerji bizim birinci asıl hedefimiz, tüm tutkularımızın ve
isteklerimizin amacı olmalıdır. Özellikle bunun anlamı,
yaşantılarımızın vücutlarımızı da içeren maddiyatı elde etme amacına
dayalı olması, buna odaklanması gerekmektedir veya maksimum maddesel
hoşnutluğu, tatmini, zevki elde edebilmek için en azından bu maddi
şeyleri düzenlemek veya değiştirmek gerekmektedir. Başka hiçbir amaç
gözetmeden sadece tüm enerjimizi bu yönde harcamalıyız. Tüm bunlardan
başka hiçbir seçeneğimiz yoktur çünkü tamamiyle fizik kanunlarına göre
yönetilmekteyiz. Bu inançlar veya istekler tarafından kendimizi tuzağa
düşmüş gibi hissedebiliriz ancak bunları başımızdan bir türlü
defedemeyiz. Bize tamamen bu materyalist sistem hakim olur.
Kısaca özelleştirirsek bu materyalist felsefenin özeti "Ben bir vücudum" şeklindedir.1
Eski
Yunan'da, materyalizme göre dindar insanlar bilimselliğe karşıydılar.
İşte bu yüzden materyalistler tarih boyunca Allah inancı ve bilim
arasında bir anlaşmazlık varmış gibi bir görünüm ortaya koymaya
çalıştılar. Oysa bilim Allah'ın varlığına dair deliller göstermekteydi,
Allah inancı ile mücadele halinde olan ise materyalist zihniyet idi.
(Bu elbette Darwinizm'i de kapsıyordu. Darwinizm ile mücadele, asıl
olarak onun materyalist kaynaklı olması nedeniyledir.) Materyalistler,
tarih boyunca varlıkların bir atom yığınından oluştuğunu, insan
beyninin de bir hücre ağından başka bir şey olmadığını iddia ettiler.
İnsan zihnine bir açıklama getiremediler; bunu, nöronların etkileşmesi
olarak açıklamaya çalıştılar.
Materyalistler,
kendilerini de bir hayvan veya makine olarak tanımlamaktan
çekinmediler. Şuurlu bir varlık statüsünde olduklarını inkar ettiler.
Kendilerini tesadüflerin var ettiğini iddia ettiler. Oysa bu büyük bir
aldanış ve Allah'ı inkar etmek için kurgulanmış büyük bir yalandı.
Maddenin
mutlak gerçekliğine inanan bu insanlar aslında, Delaware Üniversitesi
Bartol Araştırma Enstitüsü'nden kuantum parçacık fizikçisi Stephen M.
Barr'ın ifadesiyle eski dönem paganistlerinden neredeyse farksızdılar.
Materyalistler, insanı, tıpkı eski paganlar gibi insandan aşağı
varlıklar olarak tanımlamaktaydılar. Paganlar bunu, sözde maddeyi
ilahlaştırarak yapmıştı; materyalist ise aynı şeyi, ruhu inkar edip her
şeyi madde seviyesine indirgeyerek gerçekleştirdi. Paganlar,
hareketlerin yörüngeler ve yıldızlar tarafından kontrol edildiğini
söylemişti; materyalistler ise, kendilerinin, beyinlerindeki
elektronların yörüngeleri tarafından kontrol edildiklerini iddia
ettiler. Paganlar, ibadet etmek için hayvanların önünde eğilmişti;
materyalistler ise kendilerinin hayvandan başka bir şey olmadığını
iddia ettiler.2

Amit Goswami |
Oregon
Üniversitesi Kuramsal Bilimler Enstitüsü fizik profesörü Amit Goswami,
materyalizmin insanlara aşılamak istediği temel mantığı şu şekilde
açıklamıştır:
Bizler,
birer makine olduğumuza inanmaya şartlandırıldık. Buna göre tüm
hareketlerimiz; aldığımız uyarılar ve geçmişteki şartlanmalar
tarafından kontrol edilmektedir. Tıpkı sürgünler gibi, hiçbir
sorumluluğumuz veya hiçbir seçimimiz yok.3
Oysa
insanı Allah yaratmıştır. İnsan, amaçsız ve sorumsuz bir varlık
değildir, materyalistlerin iddiasının aksine şuursuz bir makine
değildir. İnsan, Allah'a karşı sorumlu bir varlıktır ve yaptıklarının
tümünden ahirette sorguya çekilecektir.
 |
İnsanları
bu gerçekten uzaklaştırmaya çalışan materyalist mantık, eski Yunan'dan
beri tarihin her döneminde aynı anlayış ile tarih sahnesinde yerini
almıştı. Ama bu inanışın asıl olarak yaygınlaşıp yerleşik bir fikir
sistemi halini aldığı asır 19. yüzyıl oldu. 19. yüzyılda, klasik
fizikçilerin büyük bir çoğunluğu, maddenin ana öğelerinin tıpkı bilardo
topları gibi, cansız, bölünemeyen atomlardan oluştuğunu ve evrendeki
mükemmel düzen ve kompleksliğin kaynağının atomların rastgele
hareketlerinin bir sonucu olduğunu sanıyorlardı. Onlara göre,
yeryüzündeki canlılık da dahil olmak üzere her şey, bilinçsiz bir süreç
içinde tesadüf eseri var olmuştu. Atomlar; bilinçsiz, şuursuz
birliktelikler kurmuşlar ve şu anda karşımızda gördüğümüz mükemmel
özellikleriyle dünyayı, dahası akıl ve şuur sahibi olan bizleri meydana
getirmişlerdi. Materyalistler, bu iddiaları sıralayarak insanın bir
Yaratıcı tarafından yaratılmadığını ve maddesel bir varlıktan öte bir
şey olmadığını insanların zihinlerine kazımak istiyorlardı. Oysa
insanın mükemmel sistem ve mekanizmalarla, olağanüstü bir akıl ve zihin
gücüyle yaratılmış olduğu açık bir gerçektir. Yeryüzünde,
materyalistlerin iddia ettikleri gibi bilinçsiz ve şuursuz olaylar,
bunun sonucunda oluşan bilinçsiz yapı ve sistemler yoktur. Her şey,
kimi zaman insanın kavrama gücünü aşan komplekslikler ve üstünlükler
sergiler ve bu detaylar, hiçbir tesadüfi müdahaleye mahal vermeyecek
derecede mükemmeldir. Yeryüzü, olağanüstü yaratılışın delillerini
gösterir niteliktedir.
Bu
gerçeklere rağmen, materyalistler şuursuz atomların her şeyin temeli
olduğuna dair iddialarında ısrarlıydılar. Peki materyalistlere göre her
şeyin sebebi olan atom nasıl bir şeydi?
Atom,
bir bakıma bir boşluktur ve bu gerçekten de doğrudur. Bunu şu şekilde
açıklayabiliriz: Nötron ve protonların birlikte oluşturduğu atom
çekirdeğini, sadece 1 mm çapında, bir toplu iğne başı büyüklüğünde
kabul edersek; çekirdeğin etrafında dönen elektron bu çekirdekten tam
100 metre uzaklıkta bir noktada bulunmaktadır.4
Çekirdekle elektronlar arasındaki bu büyük mesafe içinde ise var olan
şey sadece boşluktur. Hiçbir şeyin, hiçbir maddenin bulunmadığı bu 100
metrelik boşluk, gerçek anlamda bir "boşluk"tur. İşte bu nedenle
uzmanların atomu bir boşluk olarak kabul etmeleri bir bakıma doğrudur.
İngiliz fizikçi Sir Arthur Eddington'un belirttiği gibi, "madde
çoğunlukla hayalet gibi boş alandan oluşmaktadır."5
Daha kesin konuşmak gerekirse, atomun %99.9999999'unda hiçbir şey yoktur.
Kaliforniya Üniversitesi'nden parçacık fizikçisi Fred Alan Wolf, atomla ilgili olarak bu gerçeği şu şekilde açıklamıştır:
...
bizim yaşadığımız gezegendeki hayatın, evrenin ne kadar boş olduğunu
düşündüğümüzde, bir sürpriz olduğunu anlayabiliriz. Aslında, evrenin
%99'dan fazlası hiçbir şeydir! Evrenin endişe verici bir hızla
genişlemekte olduğunu dikkate alırsak, daha önce hiç olmadığı kadar çok
hiçlik meydana gelecektir! Buna bu şekilde bakmak bizde hayranlık
uyandırıcı bir saygı oluştururken, atom altı parçacıkların
mikrodünyasını dikkate aldığımızda, durum daha da fenalaşır. Deyim
yerindeyse, hiçbir şey yoktur.6

Allah yaratmayı başlatır.sonra onu iade eder, sonra da siz O'na döndürülürsünüz.
(Rum Suresi,11) |
20.
yüzyılın başlarında her şeyin en ufak parçası olarak kabul edilen
atomun içinde dev bir boşluk olduğu, bu boşluğun içinde de bir çekirdek
ve onun etrafında dönen elektronlar olduğu biliniyordu. Maddenin de,
atomun da, onun içindeki temel parçacıkların da işlevleri yalnızca
genel hatlarıyla anlaşılmıştı. Peki atom çekirdeğinde, 10-18 metrelik
bir alanda, yani santimetrenin milyonda birinin, milyonda birinin,
milyonda biri kadarlık bir alanda ne vardı? İşte bilim adamları bunu
bilmiyorlardı.
1960'lı
yıllarda, bilimsel alanda çok önemli bir keşif gündeme geldi. Protonun
derinliklerinde, ismine kuark denilen parçacıklar olduğu fark edildi.
Bu olağanüstü küçük parçacıklar, protonun artı yükünün ve nötronun
yüksüzlüğünün sebebiydiler. Zamanla yapılan araştırmalar sonucunda
anlaşıldı ki, atomun 0.0000001'ini oluşturan hacmin içinde müthiş bir
dünya var.
Materyalistler,
atomun derinliklerine doğru indikçe ve maddenin en küçük yapı taşının
olağanüstü detaylarını gördükçe, çözümü bu konudaki teorilerini farklı
bir yönde geliştirmekte buldular. Tüm evrenin bilinçsizce, rastgele bir
şekilde ortaya çıkması için, yalnızca atomların değil, atomun içindeki
dünyanın, yani atom altı parçacıklarının parçacık hareketlerinin de
nasıl meydana geldiğini açıklamaları gerekiyordu. Yegane varlığın madde
olduğu iddiası, materyalist zihinlerdeki yerini korumaktaydı. Ta ki,
kuantum fiziği keşfedilinceye kadar...
Materyalizmi Bilimsel Olarak Yok Eden Keşif: Kuantum Fiziği
Fiziki
evrenin inşa edilme şekli, ruhun varlığına işaret etmeye yeterlidir.
Benim ruhu bulduğum noktalar kuantum mekaniğinin işleyişi ya da kuantum
fiziği diyebiliriz, bunlar, fiziki dünyanın ardında ruhla bağlantılı
bir temel olabileceğini gösteriyor.7 (Kaliforniya Üniversitesi'nden ünlü parçacık fizikçisi Fred Alan Wolf)

Isaac Newton |
Isaac
Newton'a göre ışık, "corppuscule" adı verilen bir madde akımıydı.
Tümüyle parçacıklardan oluşuyordu. Bir başka deyişle kuantum fiziği
keşfedilene kadar kabul gören geleneksel Newton fiziğinin temeli,
ışığın bir parçacık yığını oluşuna dayanıyordu. 19. yüzyıl
fizikçilerinden James Clerk Maxwell ise ışığın dalga davranışı
gösterdiğini öne sürüyordu. Kuantum teorisi, fiziğin bu en büyük
tartışmasını uzlaştırdı.
1905
yılında Albert Einstein, ışığın kuantalara, yani enerji paketçiklerine
sahip olduğu iddiasını ortaya attı. Bu enerji paketçiklerine foton adı
veriliyordu. Parçacık olarak adlandırılsalar da, fotonlar 1860'larda
James Clerk Maxwell'in iddia ettiği gibi dalga hareketine eşit şekilde
gözlemlenebiliyordu. Dolayısıyla ışık, dalga ve parçacık arasında bir
geçiş gibiydi.8 Ancak bu durum, Newton fiziği açısından oldukça büyük bir çelişki sergiliyordu.
Einstein'ın
hemen ardından Alman asıllı fizikçi Max Planck, ışık üzerinde
çalışmalar yaparak, ışığın hem dalga hem de parçacık halinde bulunduğu
değerlendirmesini yaptı ve tüm bilim dünyasını şaşırttı. Kuantum
teorisi adı altında ortaya attığı bu teoriye göre enerji, düz ve
sürekli değil, kesik, kopuk ve noktasal paketçikler halinde
yayılıyordu. (Kuantum kelimesi, Latince'de "nicelik", fizikte ise
"parçacık" anlamına gelmektedir.) Bu düşünce Planck sabiti olarak
matematiğe kazandırıldı. Kuantum olayında ışık, hem madde hem de dalga
özelliği göstermekteydi. Foton denilen maddeye, uzayda bir de dalga
eşlik etmekteydi. Yani ışık, uzayda yol alırken dalga gibi, önüne engel
çıkınca aktif bir parçacık gibi davranmaktaydı. Bir başka deyişle ışık,
önüne bir engel çıkana kadar bir enerji şekline bürünüyor, bir engelle
karşılaştığında ise sanki maddesel bir varlığı varmış gibi kum
tanelerini andıran parçacıklar şeklini alıyordu. Bu teori, Planck'ın
ardından Albert Einstein, Niels Bohr, Louis De Broglie, Erwin
Schroedinger, Werner Heisenberg, Paul Adrian Maurica Dirac ve Wolfgang
Pauli gibi bilim adamları tarafından geliştirildi. Her birine bu büyük
buluştan dolayı Nobel ödülü verildi.
 |

Max Planck |
Amit Goswami, ışığın bu yeni keşfedilmiş özelliği ile ilgili şunları söylüyordu:
Işık,
dalga olarak görülebildiği zamanlarda, aynı anda iki veya daha fazla
yerde olma yeteneğinde olur. Bir şemsiyenin deliklerinden geçer ve
dağılma özelliği gösterir. Ancak ışığı bir fotoğraf filminde
yakaladığımızda, parçacık taneleri gibi aralıklı ve nokta nokta bir
özellik gösterir. O halde ışık hem parçacık hem de dalga olmalıdır.
Çelişkili, değil mi? Söz konusu olan eski fiziğin siperlerinden biri:
birden fazla yoruma yer vermeyen kesin bir izah. Söz konusu olan bir
diğer şey de nesnellik kavramı: Işığın doğası, yani ışığın ne olduğu,
onu nasıl gözlemlediğimize mi bağlı?9
Bilim
adamları, artık maddenin cansız, kör ve anlaşılmaz parçacıklar olduğuna
inanmıyorlardı. Bir başka deyişle kuantum fiziği, materyalist bir anlam
taşımıyordu. Çünkü maddenin özünde, maddesel olmayan bir şeyler vardı.
Einstein, Phillip Lenard ve Compton ışığın tanecik yapısını
araştırırken, Louis De Broglie de dalgaların yapısını incelemeye
başladı. Broglie'nin keşfi ise olağanüstüydü. Yaptığı çalışmalar
sonucunda atom altı parçacıkların da dalga özellikleri gösterdiklerini
gözlemlemişti. Elektron, proton gibi parçacıklara da dalga boyu eşlik
etmekteydi. Yani materyalizmin mutlak madde olarak tanımladığı atomun
içinde, materyalistlerin inancının aksine madde değil, aslında var
olmayan enerji dalgaları vardı. Atomun içindeki bu küçük parçalar,
tıpkı ışık gibi, istedikleri zaman dalga gibi davranıyor, istedikleri
zaman da parçacık özelliği gösteriyorlardı. Yani materyalist yoruma
göre atomun içinde "mutlak şekilde var olan madde", materyalistlerin
beklentilerinin aksine kimi zaman görülebilir oluyor, kimi zaman da yok
oluyordu. Bu önemli keşif, gerçek dünya zannettiğimiz görüntülerin
birer gölge varlık olduğunu, maddenin, fizikten tamamen uzaklaştığını
ve metafiziğe yöneldiğini gösteriyordu.10

20. yüzyılın başlarında Max Planck, ışığın hem dalga hem de parçacık
özelliği gösterdiği değerlendirmesini yaparak "kuantum teorisini"
ortaya attı. |
Fizikçi Richard Feynman, atom altı parçacıkları ve ışıkla ilgili bu ilginç gerçeği şu sözlerle açıklıyordu:
"Elektronların
ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı
davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime
yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar
kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik
olarak buna "kuantum mekaniksel bir davranış biçimi" diyebiliriz. Bu,
daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir...
Bir atom, bir yay ucuna asılmış sallanan bir ağırlık gibi davranmaz.
Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha
önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından
bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar
gibi davranırlar; ikisi de aynı şekilde "acayiptir". Nasıl
davrandıklarını algılamak bir hayal gücü gerektirir; çünkü
algılayacağınız şey bildiğiniz her şeyden farklıdır... Bunun neden
böyle olabildiğini hiç kimse bilemiyor."11
Tüm bunları özetlersek, kuantum mekanikçilerinin söyledikleri, nesnel dünyanın bir illüzyon olduğuydu.12 Max Planck Institude of Physics (Max Planck Fizik Enstitüsü)
yöneticisi Prof. Hans-Peter Dürr, bu gerçeği şu şekilde özetliyordu:
Madde her ne ise, maddeden yapılmamıştır.13
1920'lerde
en ünlü fizikçiler, Paul Dirac'tan Niles Bohr'a, Albert Einstein'dan
Werner Heisenberg'e kadar herkes, kuantum deneylerinin sonuçlarını
açıklamak için uğraştı. Sonunda, 1927'de Brüksel'deki beşinci Solvay
Fizik Kongresi'nde bir grup fizikçi -Bohr, Max Born, Paul Dirac, Werner
Heisenberg ve Wolfgang Pauli- Kuantum Mekaniğinin Kopenhag Yorumu
olarak adlandırılan bir uzlaşmaya vardılar. Bu isim, grubun
liderliğindeki Bohr'un çalıştığı yerin adıydı. Bohr, kuantum teorisinin
öngördüğü fiziksel gerçekliğin, bir sisteme dair bizim sahip olduğumuz
bilgi olduğunu ve bu bilgiye dayanarak ortaya attığımız tahminler
olduğunu öne sürdü. Ona göre bizim beynimizdeki bu "tahminler",
"dışarıdaki" gerçek ile alakasızdı. Yani "içimizdeki dünya", Aristo'dan
bu yana fizikçilerin merak ettiği başlıca konu olan "dışarıdaki gerçek"
dünya ile ilgili değildi. Fizikçiler, bu görüş ile ilgili eski
düşüncelerini bir kenara atmışlar ve kuantum anlayışının fiziksel
sistem üzerinde yalnızca "bizim bilgimizi" temsil ettiği konusunda
hemfikir olmuşlardı.14 Bir başka deyişle bizim algıladığımız maddi dünya, yalnızca bizim
beynimizdeki bilgiler ile var oluyordu. Yani dışarıdaki maddenin aslı
ile hiçbir zaman muhatap olamıyorduk.

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra
arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü,durmaksızın kendisini kovalayan
geceyle örten, güneş'e, Ay'a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş
eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
(Araf Suresi,54) |
Jeffrey M. Schwartz, Kopenhag yorumuna göre ortaya çıkan sonucu şu şekilde tanımlıyordu:
Fizikçi John Archibald Wheeler'ın söylediğine göre: "Hiçbir olay, gözlemlenmeden, bir olay değildir."15
Özetle, kuantum mekaniğinin tüm geleneksel yorumu, bir "algılayanın" varlığına bağlı idi.16
Amit Goswami, bu gerçeği şu şekilde tanımlamıştı:
Şunu
sorduğumuzu varsayalım: Yukarıya bakmadığımızda da Ay hala yerinde
midir? Ay, sonuçta bir kuantum objesi olduğu için (tamamen kuantum
objelerinden oluştuğu için), fizikçi David Mermin'in de belirttiği gibi
buna hayır demeliyiz.
Belki
de en önemli ve çocukluğumuzda özümsediğimiz en sinsi zan, dışarıda var
olan objelerin maddesel dünyasının, gözlemleyenlerin oluşturduğu
objelerden bağımsız olduğudur. Bu zannın lehinde dolaylı kanıtlar
bulunmaktadır. Örneğin biz Ay'a baktığımızda, onun klasik olarak
hesaplanmış yörüngesinde olmasını beklediğimiz yerde buluruz. Doğal
olarak, biz ona bakmasak bile, zaman-mekan kavramı içinde Ay'ın mutlaka
orada olduğunu zihnimizde tasarlarız. Kuantum fiziği ise buna hayır
der. Biz Ay'a bakmadığımızda, her ne kadar çok küçük miktarlarda da
olsa, Ay'ın olası dalgaları yayılır. Biz ona baktığımızda, dalga hemen
söner ve dalga artık zaman mekan kavramı içinde olmaz. İdealist bir
metafizik varsayımı belirtmek daha anlaşılır olacaktır: Eğer ona bakan
bilinçli bir kişi bulunmuyorsa, zaman mekan kavramı içinde hiçbir obje
yoktur.17

Kuantum fiziğine göre maddenin varlığı, bir "algılayanın" varlığına
bağlıdır. Dolayısıyla, biz Ay'a bakmadığımız zaman Ay olarak gördüğümüz
cisimden yayılan dalgalar söner ve dalga artık zaman-mekan kavramı
içinde var olmaz. Kuantum fiziğine göre, gözlemci olmadığı sürece, Ay
gökyüzünde değildir. |
Bu
elbette bizim algı dünyamız için geçerlidir. Elbette dış dünyada Ay'ın
varlığı aşikardır. Ama biz baktığımızda ancak Ay'ın kendi algı
dünyamızdaki varlığı ile karşılaşırız.
Kaliforniya
Üniversitesi'nden nörobilimci ve psikiyatri profesörü Jeffrey M.
Schwartz ise, kuantum fiziğinin gösterdiği bu gerçekle ilgili olarak
The Mind and The Brain (Zihin ve Beyin) kitabında şu satırlara yer
vermiştir:

Zihin ve Beyin |
Kuantum
fiziğindeki gözlem güçlü bir şekilde ifade edilememektedir. Klasik
fizikte (Newton fiziği) gözlemlenen sistemler, onu gözlemleyen ve
araştıran bir bilincin varlığından bağımsız olarak bir varlığa
sahiptir. Ancak kuantum fiziğinde, yalnızca gözlemleme sonucunda
fiziksel bir niceliğin gerçek bir değeri olur.18
Jeffrey M. Schwartz, çeşitli fizikçilerin konuyla ilgili yorumlarını ise şu şekilde özetlemiştir:
Jacob
Bronowski'nin "The Ascent of Man" kitabında belirttiği gibi: "Fizik
bilimlerinin bir amacı, maddesel dünyanın tam bir görüntüsünü vermekti.
20. yüzyılda fizikteki en büyük başarılardan biri ise, bu amacın elde
edilemez olduğunu kanıtlamak oldu."

İnsanın Yükselişi |
Heisenberg'e
göre ise, objektif gerçeklik "buhar olup uçmuştur". 1958 yılında
şunları itiraf etmiştir: "Kuantum teorisinde matematiksel olarak
formüle ettiğimiz doğanın kanunları, artık doğrudan parçacıklarla
ilgili değildir, parçacıklar hakkındaki bilgimizle ilgilidir."
Bohr
ise, "Fiziğin görevinin, doğanın nasıl olduğunu bulabilmek olduğunu
düşünmek yanlıştır. Fizik, doğa hakkında bizim ne söyleyeceğimizle
ilgilidir." demiştir.19
Ülkemizde
de gösterilen "What the Bleep Do We Know" (Ne Biliyoruz ki?) belgesel
filimindeki konuk fizikçilerden Fred Alan Wolf ise bu gerçeği şu
şekilde tanımlamıştır:
Nesneleri oluşturanlar, daha fazla nesneler değildir. Nesneleri oluşturanlar fikirler, kavramlar ve bilgidir.20
80
yıl süren insan zekasının gerçekleştirebileceği en ilginç ve hassas
deneylerden sonra kesin ve bilimsel olarak ispatlanmış olan kuantum
fiziğine karşı hiçbir karşıt görüş yoktur. Yapılmış deneylerin
getirdiği sonuçlara önerilebilen bir karşıt görüş de yoktur. Kuantum
teorisi, yüzlerce farklı yönden mümkün olan her türlü denemeye tabi
tutulmuş ve bilim adamlarının geliştirdiği her türlü testi geçmiştir.21 Sayısız bilim adamına Nobel ödülü kazandırmıştır ve hala
kazandırmaktadır. Koşulsuz olarak tek gerçek şeklinde kabul edilmiş
Newton fiziğinin getirdiği en temel kavramı, mutlak madde kavramını
ortadan kaldırmıştır. Eski fiziğin destekçileri, maddenin tek ve gerçek
varlık olduğuna inanan materyalistler, kuantum fiziğinin getirdiği
"maddesizlik" gerçeği karşısında gerçek bir bocalama yaşamışlardır.
Artık tüm fizik yasalarını metafizik içinde aramak zorundadırlar. Bu
büyük şok, 20. yüzyıl başlarında, materyalistlere, şu an bu satırlarda
tarif edilemeyecek kadar büyük bir şaşkınlık yaşatmıştır. Kuantum
fizikçisi Bryce Dewitt ve Neill Graham bu durumu şu şekilde tarif
etmektedirler:
Modern
bilimin hiçbir gelişmesi, insan düşüncesi üzerinde kuantum teorisinin
ortaya çıkışından daha derin bir etki bırakmamıştır. Yüzyıllar boyunca
oluşan düşünce kalıplarından acı çeken bir kuşak öncenin fizikçileri,
yeni bir metafiziği kucaklamak zorunda kaldılar. Bu yeni yönlenmenin
yol açtığı sıkıntı günümüze kadar devam etti. Temel olarak fizikçiler
ciddi bir kayıpla karşılaştılar: Gerçeğe olan bağlılıkları.22
Elektronların Dalga Özelliği ve Bilimsel Kanıtı
Atom
altı parçacıklarının söz konusu ilginç özelliğini gösteren en önemli
deney, çift yarık deneyidir. Bu deney, ışığın ve elektronun dalga gibi
davrandığını, ikisinin de aynı ölçüde garip özellik gösterdiğini görmek
için yapılmıştır. Burada konuyu daha iyi anlayabilmek için deneyin,
elektron yerine kum tanecikleri ile yapıldığı varsayılmıştır.

Thomas Young'un çift yarık deneyi, ışığın ve elektronun dalga gibi
davrandığını göstermek için yapılmıştır. Eğer kum tanecikleri bir
kaynaktan fırlatılıp iki yarıktan geçirilirse, karşıdaki ekranda iki
eşit desen oluşacaktır. Bunu elektronlarla denediğimizde yine aynı
sonucun oluşmasını bekleriz. Ancak sonuç beklendiği gibi olmamaktadır.
Elektronlar, karşıdaki ekranda dalgaların oluşturduğu gibi bir desen
oluşturmaktadır. Bu durum, maddeyi oluşturan elektronların maddesel
özellik göstermediklerinin kanıtıdır. |
Büyük
bir parçacık kaynağını, örneğin bir kum üşeyicisini bir duvarın
karşısına getirelim. Üzerinde iki tane yarık bulunsun. Duvarın diğer
tarafında da bu iki yarık içinden geçen parçaları izleyen bir ekran
bulunsun. Parçacıklar, kaynaktan salınır, yarık üzerinde hareket eder
ve ekrana çarparlar. Pek çok parçacığın yarıkların içinden geçmesini ve
ekrana çarpmasını izledikten sonra, ekran üzerinde iki yığın şeklinde
noktacıklar oluştuğunu görürüz. Birinci yığın, ilk yarık üzerinden
gelen parçacıklar; diğer yığın da diğer yarık üzerinden gelenler. Olay
beklediğimiz gibi gelişmiştir.

Fred Alan Wolf |
Şimdi
deneyi, farklı şekilde yaptığımızı düşünelim. Söz konusu deney ortamını
belirli bir madde ile dolduralım, örneğin su. Kum tanecikleri yerine
bir titreşim aleti kullanalım. Bu alet ortamı hareketlendirsin ve
sürekli olarak tüm yönlere doğru su dalgaları oluştursun. Dalgalar,
parçacıklar gibi belli bir alan içinde sınırlı değildir. Ortamın
tamamının içine yayılabilir. Sonuç olarak, aynı anda her iki yarıktan
da geçen dalgalar tek bir ortam içinde yayılır, birbirleriyle
karşılaşır ve birbirlerinin hareketini engellerler. Bir dalganın tepe
noktası diğeri ile karşılaşınca, birbirlerinin etkisini yok eder. Dalga
etkisi gider ve geriye su yüzeyinde bir düzlük kalır. Bu engelleme,
dalgaların en temel özelliğidir.
Deney
elektronlar üzerinde yapıldığında, kum taneciklerinde olduğu gibi büyük
miktarlarda atom yığınının ekrana çarpması yerine, elektronların
birbirlerini engelledikleri gözlemlenmiştir. Bir başka deyişle,
parçacık olarak kabul edilen elektronlar için beklenen olmamıştır.
Dolayısıyla, elektronlar engelleme özelliği gösterdiklerinden dalga
özelliği taşımalı, parçacık olmamalıdırlar. Ama elektronlar dalga da
olamazlar, çünkü tıpkı parçacıklar gibi, ekrana aralıklı yığınlar
halinde çarpmışlardır. Bu durumda gözlemlerimiz, elektronların
kaynaktan çıktıklarında ve ekrana ulaştıklarında parçacık oldukları,
ama bunun arasındaki her yerde dalga olduklarıdır. Bu gerçekten de çok
gariptir.23
 |
Bu
deneysel kanıt, materyalizmi ortadan kaldırmıştır. Materyalizme göre
her parçacık, mutlaka uzayda belli bir yerde nesnel bir varlığa
sahiptir. Yine materyalizme göre, bir elektron bir aralık boyunca tek
bir güzergah izlemelidir ve yönü belli olmayan dalga gibi iki aralık
arasında hareket etmemelidir. Ama materyalistlerin beklentileri
karşılıksız kalmıştır.
Burada
bahsettiğimiz dalga, suda oluşan dalga gibi fiziksel bir anlam
taşımamaktadır. Buradaki dalga, elektron dalgalarıdır. Bu dalgalar,
bizim fiziksel dünyamızdaki üç boyutlu ortamda var olmamaktadırlar.
Söz konusu dalga kavramını ünlü fizikçi Fred Alan Wolf şu şekilde tarif etmektedir:
Kuantum
fizikçileri bir olayın olasılığını belirlediklerinde, bir sayı
hesaplarlar. Bu sayı, kuantum dalga fonksiyonları adı verilen iki
matematik fonksiyonunun çarpımından ortaya çıkar... Bu dalga
fonksiyonları zaman ve mekan içinde hareket eden gerçek birer dalga
olarak farz edilirler. Ancak aslında bunlar gerçek dalga değillerdir,
tamamen hayalidirler. Bunlar, manyetik alan veya yer çekimi alanı gibi
bir alan değillerdir. Bunlar ölçülemezler. Kütleleri veya enerjileri
yoktur. Bunlar yalnızca bizim zihnimizde ve hayal gücümüzde var
olurlar. Yani, gözlemlediğimiz gerçek maddesel varlıklar gibi
varlıkları yoktur...
Zaman
halkalarını yöneten dinamik kanunları, bize ait bir hikayeyi meydana
getirir. Bir başka deyişle, bir zaman halkası meydana getirildiğinde,
bilinçli veya bilinçsiz olarak "dışarıda" olarak tecrübe ettiğimiz
dünya, hem kendi zihnimizde hem de nesnel olarak paylaştığımıza
inandığımız gerçeklikte meydana gelir.24

Çift yarık deneyi ile kanıtlanmış olan şey, elektronların bildiğimiz
fiziksel ve matematiksel kavramlarla anlaşılmasının imkansız oluşudur.
Ancak bizler zaten dış dünyadaki gerçeklikle hiçbir zaman bir bağlantı
içinde olamayız. Algılarımızın bize gösterdiklerini aşarak, dış
dünyanın aslına ulaşmamız mümkün değildir. |
Fred
Alan Wolf'a göre, elektronlarla ilgili kesin ve bilimsel olan gerçek;
bildiğimiz fiziksel veya matematiksel kavramlar içinde anlaşılmasının
imkansız olduğudur. Ancak bizler zaten dışarıdaki gerçeklikle hiçbir
zaman bir bağlantı içinde olamayız. Kendi algılarımızı aşarak dış
dünyanın aslına ulaşmamız imkansızdır.
Çift
yarık deneyi, tüm atom altı parçacıkları ile denenebilir. Ama sonuç hep
aynı olacaktır. Çünkü kuantum mekaniği, tüm evrene hakimdir.
Milyonlarca atom bir araya gelip büyük bir nesneyi veya bir insanı
meydana getirdiğinde, söz konusu engelleme etkisinin gözlemlenme
ihtimali de azalır. Ama bunun anlamı, kuantum mekaniğinin artık
geçersiz olduğu değildir. Sadece bu işlem artık gözlemlenememektedir.
Dolayısıyla bu gerçek, maddenin tümü için geçerlidir. Washington
Üniversitesi'nden matematikçi Thomas McFarlane'e göre kuantum
mekaniğinde, günlük yaşantımızda karşımıza çıkan büyük objeler de
aslında nesnel olarak var olan maddeler değildirler. Farlane'e göre,
nesnel olarak var olan dünyanın görüntüsü, sadece bir illüzyondur.25
Kuantum
mekanikçilerinin bilimsel olarak ispat ettikleri şey, nesnel dünyanın
yoğunlaştırılmış bir dalga şeklinde var olduğudur. Kuantum
mekanikçilerine göre insanı aldatan en büyük problem ise bizim
algılarımızla var olan dünyada, gerçekliği oldukça ikna edici olan
detay, keskinlik ve netliğin söz konusu olmasıdır. Oysa dışarıdaki
dünya bize hiçbir zaman ulaşmamaktadır. Bizler, dışarıdaki gerçekliği,
dışarıda var olan madde dünyasının aslını hiçbir zaman göremeyiz. Bizim
zihnimizde oluşan bir dünya vardır ve bizim algılarımızla var olmasına
rağmen bu dünya mükemmel bir netlikle oluşmaktadır. Günlük yaşantımız,
dışarıda var olan gerçeklik ile oldukça çelişkili bir görünüm
sunmaktadır. Bu durumda karşımıza çıkan soru, fiziksel gerçeklerin mi,
yoksa bizlere doğru ve net görünenlerin mi doğru kabul edilmesi
gerektiğidir. Thomas J. McFarlane, bu soruya bir karşılaştırma
yapılarak cevap bulunabileceğini belirtmektedir.
 |
McFarlane'e
göre günümüz bilim adamlarının, bu cevabı bulmak için bundan 300 yıl
öncesine gidip, Dünya'nın düz olduğuna inanan insanlarla karşılaştığını
düşünebiliriz. Bilim adamları, onların hatasını düzeltmek için onlara
kibarca yanlış düşündüklerini, Dünya'nın aslında yuvarlak olduğunu
söylerler. Onlar ise muhtemelen, bilim adamlarına neden böylesine
çılgınca bir fikre kapıldıklarını soracaklardır. Bilim adamları ise
onlara, o dönemin şartları ve bilgisi dahilinde kendi tezlerini
kanıtlayacak tek bir delil bile getiremeyeceklerdir. Ancak onlar
günümüz insanlarına, tüm deneyimlerine dayanarak ve bununla ilgili
deliller getirerek Dünya'nın düz olduğunu kendilerince açıklarlar.
Dahası, yeryüzünü ölçmek ve yol haritaları yapmak için gezegen
geometrisi kavramını kullanır ve günlük yaşamlarında bununla çelişen
hiçbir şey bulmazlar. Aynı şekilde, geniş bir araziye veya denize
baktıklarında da hiçbir eğrilik görmediklerini söyler ve Dünya'nın
yuvarlaklığını kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını iddia ederler. Bu
durumda, "Dünya yuvarlaktır" iddiası bir aldatmaca gibi kalır. Bilim
adamları, hiçbir şey kanıtlayamamış olarak, zaman makinelerine biner ve
günümüze dönerler.26
McFarlane'e
göre, dostlarımızı Dünya'nın yuvarlak olduğuna ikna edemememizin
sebebi, elbette, Dünya ile karşılaştırıldığında çok küçük oluşumuzdur.
Deneyimimiz coğrafik olarak küçük bir alanda sınırlı kaldığı için
Dünya, gerçekte öyle olmadığı halde, düz gibi görünmektedir. Bir başka
deyişle, Dünya'nın görünen düzlüğü aslında gerçek bir düzlük değildir,
çünkü Dünya düz değildir. Ama bu, Dünya'nın büyüklüğü nedeniyle
yanıltıcı bir düzlüktür. Dünya'nın yuvarlak olduğunu kanıtlamak için,
günlük deneyimlerimizin ötesine gitmemiz gerekmektedir. Örneğin, bir
uçak ile Dünya etrafında uçabilir veya bir uzay mekiği ile uzaya
çıkabiliriz. Ama günlük deneyimlerimizle sınırlı kaldığımızda, düzlüğün
bir illüzyon olduğuna dair hiçbir kanıtımız yoktur. Aynı şekilde,
Dünya'nın düz olduğuna inanmamak için bir nedenimiz de yoktur.
McFarlane, verdiği bu örnekten sonra sözlerine şu şekilde devam eder:
Eğer
insanlar geçmişte gerçek konusunda bu derece aldanmışlarsa, biz şu anda
aldanmadığımızı nasıl bilebiliriz? Gördüğümüz gibi, bizim şimdiki
gerçek görüşümüzün günlük deneyimlerimizle uyumlu olması, onları gerçek
haline getirmez. Bizim deneyimlerimizin bir sınırı olduğu için, belki
de nesnel dünya fikrimiz gerçekten de bir illüzyondur. Tıpkı düz dünya
fikrinin bir illüzyon olması gibi.27
Maddenin Mutlaklığı İddiası, Materyalizmle Birlikte Yok Olup Gitmiştir
Kuantum
mekaniğinin bizlere göstermiş olduğu sonuç şudur: Madde,
materyalistlerin iddia ettikleri gibi mutlak ve sonsuz değildir. Madde
ezeli veya ebedi olmadığı gibi çevremizde gördüğümüz varlıklar da
sadece birer atom yığını değillerdir. Kuantum fiziğine göre madde,
materyalistlerin hiç hesaba katmadığı boyutlar içinde nitelik
değiştirmiş ve maddenin temelinin sadece bir enerji şekli olduğu
bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Materyalizm, kuantum fiziğinin
gösterdiği gerçekler ile bilimsel anlamda kesin olarak çökmüştür.
Paul Davies ve John Gribbin, yeni fiziğin materyalizmi tamamen ortadan kaldırdığı gerçeğini şu şekilde özetlemektedirler:
Materyalizme
hayat veren bilim olan fiziğin aynı zamanda materyalizmin ölümü için
bir sinyal olduğunu söylemek doğrudur. 20. yüzyıl boyunca yeni fizik,
bir seri şaşırtıcı gelişme ile materyalist doktrinin temellerini
ortadan kaldırdı. Önce, Newton'un mekan ve zaman konusundaki
tahminlerini ortadan kaldıran görecelik kuramı geldi... ve daha sonra
kuantum teorisi geldi ve bizim madde görüntümüzü tamamen değiştirdi.28
Fizikçi Fred Alan Wolf ise, materyalizmi artık bilim adamlarının da terk etmiş olduklarını şu şekilde haber vermektedir:
Çoğu
bilim adamı da dahil olmak üzere pek çoğumuz, yeni nesnel materyalizmi
kabul etmiyoruz. Kalbimizin derinliklerinde, bizden önceki simyacıların
yaptıkları gibi, tüm evrenden sorumlu olan şeyin, materyalizmden çok
daha zengin bir şey olduğuna inanıyoruz.29
Materyalizmin
çöküşünün getirdiği sonuç nedir? İnsanların büyük bir kısmını aldatan,
onları Allah'ın varlığına inanmaktan alıkoyan en büyük sebeplerden biri
maddenin tek mutlak varlık olduğuna olan kesin kanaatleridir. Dış
dünyayı, algıladıklarının bir bütünü olarak kabul etmek yerine,
gördükleri her şeyin mutlak gerçeği ile muhataplarmış gibi davranırlar.
Materyalizmin sunduğu maddenin varoluşundaki amaçsızlığı, kendilerine
de uygular ve dünyaya geliş ve dünyada bulunuş amaçlarının olmadığını
zannederler. Allah'ın varlığının delillerini göremez ve inanabilmek
için Allah'ın da (Allah'ı tenzih ederiz) maddesel bir varlık olarak
kendilerine gözükmesini beklerler. Varlıkların yaratılmadıklarına
inanır ve dolayısıyla bir Yaratıcı'nın varlığını asla kabul etmek
istemezler.

Stephen M. Barr |
İşte
materyalizm bahanesine sığınılarak yapılmak istenen, aslında Allah'ın
mutlak varlığını ve Allah'ın yaratmasını reddetmeye çalışmaktır.
Materyalizmin çöküşü, bu bahaneyi kesin olarak ortadan kaldırmış,
Allah'ın mutlak varlığı gerçeğini tüm delilleriyle göstermiştir.
Delaware Üniversitesi Bartol Araştırma Enstitüsü parçacık fizikçisi Stephen M. Barr, bu gerçeği şu sözlerle ifade etmektedir:
Bilim
bizi böyle bir serüvenin içine sürükledi. Silahlarla değil;
teleskoplarla ve parçacık hızlandırıcılarıyla donanmış ve derin
matematiğin işaretleri ve sembolleriyle konuşan bilim, bize, çok farklı
kıyıları ve bize oldukça yabancı olan fantastik yerleri getirdi. Biz
evreni incelemeye devam ettikçe, yolculuğun sonuna geldiğimizde artık
birer birer bize tanıdık gelen sınır taşlarını ve en eski evimizin
planını kavramaya başladık. Gerçeği bulmaya çalıştığımız bu yolculuk en
sonunda bizi Allah'a yöneltmektedir.30
Maddenin
aslı ile muhatap olduğunu düşünmek yalnızca bir zandır. Algılarımızla
kavrayabildiğimiz bu dünyada, buna dair hiçbir kanıt yoktur. Bizler,
yalnızca kendi algılarımızda var olan dünyayı görebilir, duyabiliriz.
Dışarıdaki maddesel dünyanın aslına ulaşabilmemiz imkansızdır. Evren
ezeli ve ebedi değildir, bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Evrenin
hiçbir noktasında, materyalistlerin iddia ettiği şekilde bir
"amaçsızlık" hakim değildir. Tüm evren ve bunun içindeki her varlık,
bir amaç uğruna var edilmiştir. Bunların tümünün gösterdiği tek bir
sonuç vardır: Evrenin her noktasında yaratılmışlık hakimdir. Yaratılan
eserler ise, çok daha üstün bir gücün, bir Yaratıcı'nın varlığını
gösterir. O Yaratıcı, tüm alemleri sarıp kuşatmış olan Yüce Allah'tır.
Materyalistlerin
bu gerçeğe karşı mücadeleleri artık bir anlam taşımamaktadır. Çünkü
modern fizik, onların tümüyle aleyhlerine sonuç vermiştir.

İnsanların
büyük bir kısmını aldatan en büyük sebeplerden biri, maddenin tek
mutlak varlık olduğuna kesin kanaatleridir. Bu bakış açısıyla,
materyalizmin sunduğu maddenin var oluşundaki amaçsızlığı kendilerine
de uygular ve dünyaya geliş amaçlarının olmadığını zannederler.
Allah'ın varlığının delillerini göremez ve materyalizm büyüsü içinde
saplanıp kalırlar.
Oysa
asıl gerçek şudur: Tüm evren ve bunun içindeki her varlık, bir amaç
uğruna yaratılmıştır. Yüce Rabbimiz olan Allah, var olan her şeyi
yoktan yaratan, tüm alemleri sarıp kuşatandır. |
Allah ayetlerinde şöyle bildirir:
Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.
Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.
Hayır,
Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder.
Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı)
Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.
Göklerde
ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte
büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar. (Enbiya Suresi, 16-19)
Ana Sayfa
1- Stanley Sobottka, A Course in Consciousness, http://faculty.virginia.edu/consciousness/ 
2- Stephen M. Barr, Retelling the Story of Science, Mart 2003 http://www.firstthings.com/ftissues/ft0303/articles/barr.html
3- Amit Goswami, The Self-Aware Universe "How Consciousness Creates the Material World", Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 12
4- Taşkın Tuna, Ol Dedi Oldu "Big Bang'in Nefes Kesen Öyküsü", Ekim 2005, Şule Yayınları, s. 59
5- Peter Russell, The Primacy of Consciousness, http://www.peterussell.com/SP/PrimConsc.html 
6-
Fred Alan Wolf, The Spiritual Universe "One Physicist's Vision of
Spirit, Soul, Matter and Self", Moment Point Press, 1999, s. 99
7- Can Science Seek to Soul, http://www.closertotruth.com/topics/mindbrain/113/113transcript.html
8- George Gilder http://www.taemag.com/issues/articleid.17078/article_detail.asp
9- Amit Goswami, The Self-Aware Universe "How Consciousness Creates the Material World", Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 31
10- David Pratt http://www.theosophy-nw.org/theosnw/science/prat-mat.htm
11-
Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik
Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-151 -
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/kopenhag.htm
12- Thomas J. McFarlane, "The Illusion of Materialism" http://www.integralscience.org/materialism/materialism.html
13- Peter Russell, The Primacy of Consciousness, http://www.peterussell.com/SP/PrimConsc.html 
14-
Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain
"Neuroplasticity and the Power of Mental Force", Regan Books, 2003, s.
272-273
15-
Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain
"Neuroplasticity and the Power of Mental Force", Regan Books, 2003, s.
274
16- Roger Penrose, The Road to Reality, Alfred A. Knopf, 2006 s. 1031
17-
Amit Goswami, The Self-Aware Universe "How Consciousness Creates the
Material World", Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 59-60
18-
Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain
"Neuroplasticity and the Power of Mental Force", Regan Books, 2003, s.
264
19-
Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain
"Neuroplasticity and the Power of Mental Force", Regan Books, 2003, s.
274
20- What the Bleep Do We Know?, Belgesel film, yönetmen: William Arntz, Betsy Chasse 
21- Nick Herbert, Temel Bilinç, Ayna Yayınevi, 1999, s. 146
22- Nick Herbert, Temel Bilinç, Ayna Yayınevi, 1999, s. 143
23- http://www.integralscience.org/materialism/materialism.html
24- Fred Alan Wolf, Mind into matter "A New Alchemy of Science and Spirit", 2001, Moment Point Press, s. 105
25- http://www.integralscience.org/materialism/materialism.html
26- http://www.integralscience.org/materialism/materialism.html
27- http://www.integralscience.org/materialism/materialism.html
28-
Paul Davies and John Gribbin, The Matter Myth "Dramatic Discoveries
That Challenge Our Understanding of Physical Reality", Touchstone
books, 1992, s. 14
29- Fred Alan Wolf, Mind into matter "A New Alchemy of Science and Spirit", 2001, Moment Point Press, s. 6-7
30- Stephen M. Barr, Retelling the Story of Science, http://www.firstthings.com/ftissues/ft0303/articles/barr.html |